Suçun Sanık Tarafından İşlenmediği ile Suç Vasfı ve Unsurlarının Oluşmadığı Yönünden
Yağma suçları 5237 Sayılı Kanun’ un 148, 149 ile 150. maddelerinde düzenlenmiştir.
Yağma başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın zilyetin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir ve tehdit ile alınmasıdır. 5237 Sayılı Kanun’ un 148. maddesinin birinci fıkrasında yağma suçu temel şekli,
ikinci fıkrasında senet yağması,
üçüncü fıkrasında cebir karinesine yer verilmiştir.
5237 Sayılı Kanun’ un 149. maddesinde yağma suçunun nitelikli halleri düzenlenmiştir.
5237 Sayılı Kanun’ un 150. maddesinde hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amaçlı yağma ile değer azlığı yaptırıma bağlanmıştır.
Zilyedin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla olduğu yerden alınması hırsızlık suçunun oluşturur.
Yağma suçu, hırsızlığın zor kullanılmak suretiyle gerçekleştirilme halidir. Yağma, başkasının zilyetliğindeki taşınabilir bir malı, zilyedin rızası olmaksızın faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınmasıdır.
Cebir veya tehdit, ”yaşam hakkı, vücut dokunulmazlığı, cinsel dokunulmazlık ve malvarlığı hakkı” şeklindeki hukuki değerlere yönelik olmalıdır.
Yağma icrai kuvvetle işlenebilen bir suç tipidir. Kullanılan cebir ve tehditin kişinin malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya elverişli olmalıdır.
Cebir-şiddet, mağduru, men ederek ve zorlayarak, failin istediği davranışa sokacak fiillerdir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın gündüz vakti yolda katılan …’e silah kullanmak suretiyle suça konu 50,00 TL para, saat ve cep telefonunu zorla aldığı ve soruşturma aşamasında kolluk görevlilerince bu suçtan yakalandığında üzerinde suça konu saat ve telefon ile suçta kullanılan silahın ele geçirildiği , dosyada mevcut kollluk görevlilerince düzenlenen yakalama tutanağı, katılan …’in oluşa uygun beyanı, katılan … beyanı ile örtüşen tanık E.B. beyanları içeriğinden anlaşılmakla temyiz sebepleri kısmından ayrıntılı belirtilen temyiz sebeplerinin yeniden yargılamayı gerektirir sonuca etkili bozma sebepleri olarak görülmediğinden suçun sanık tarafından işlendiği ile suç vasfının silah kullanmak suretiyle nitelikli yağma suçunu oluşturduğu kabulü içeren hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Değer Azlığı Nedeniyle İndirim Hükümlerinin Uygulanması Gerektiği Yönünden
Suç konusu eşyaların toplam değer miktarlarının az olmadığının anlaşılması karısında 5237 Sayılı Kanun’un 150.. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmasına yer vermeyen hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Etkin Pişmanlık hükümlerinin Uygulanması Gerektiği Yönünden
Suça konu eşya ve paranın etkin pişmanlık iradesi ile hüküm tarihine kadar iade edilmemiş olması karşısında 5237 Sayılı Kanun’un 168. maddesinin uygulanmasına yer vermeyen hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Teşebbüs Hükümlerinin Uygulanması gerektiği Yönünden
Sanığın silah kullanmak suretiyle suça konu eşya ve parayı zorla aldığı ve olay olgular başlığı altında ayrıntılı şekilde belirtilen eylemini tamamlanmasından sonra bir kısım suç eşyaları ile birlikte yakalanmış olması hep birlikte gözetildiğinde sanık hakkında nitelikli yağma suçunun tamamlanmış olduğuna dair kabul içeren hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Gerekçesiz Karar Verildiği Yönünden
Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 141. maddesinin üçüncü fıkrası, 5271 Sayılı Kanun’un 34. ve 230. maddeleri uyarınca, mahkeme kararlarının Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık olması ve Yargıtay’ın bu işlevini yerine getirmesi için kararın dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmelerin, sanığın eyleminin ne olduğunun gerekçeli kararda gösterilmesi gerektiği bu yönüyle kararda belirtilen hususlara yer verilmiş olduğunun anlaşılması karşısında hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Lehe Hükümler Yönünden
5237 Sayılı Kanun’un “Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” başlıklı 50. maddesi gereği cezanın seçenek yaptırıma çevrilmesinin ön koşulu, hükmolunan netice cezanın kısa süreli hapis cezası olmasıdır.
5237 Sayılı Kanun’un 49. maddesinin ikinci fıkrasına göre; “Hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezasıdır.”
Erteleme yönünden; 5237 Sayılı Kanun’un, “Hapis cezasının ertelenmesi” başlıklı 51. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde; “İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir.”
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu yönünden ise; 5271 Sayılı Kanun’un 231. maddesinin beşinci fıkrasının ilgili bölümünde; “Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise …” şeklinde düzenlemelere yer verilmiş olduğu, somut olayda sanık hakkında hükmolunan netice ceza miktarının 10 yıl hapis cezası olması karşısında bu cezanın, 5237 Sayılı Kanun’un 50. maddesinin birinci fıkrası gereği seçenek yaptırımlara çevrilmesine, 5237 Sayılı Kanun’un 51. maddesinin birinci fıkrası gereği ertelenmesine, 5271 Sayılı Kanun’un 231. maddesinin beşinci fıkrası gereği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinin kanunen mümkün olmadığı, 5237 Sayılı Kanun’un “Takdiri İndirimler” başlıklı 62. maddesinin ikinci fıkrasına göre “Takdiri indirim nedeni olarak, failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar göz önünde bulundurulabilir.” şeklinde düzenleme bakımından ise mahkemece “… Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın sanğın geleceği üzerindeki olası etkileri nazara alınarak sanığa verilen cezadan 5237 Sayılı Kanun’un 62 . maddesinin uygulanmasına yer olmadığına.” şeklindeki yerinde, yeterli ve kanunî gerekçeler ile bahsedilen lehe hükmün uygulanmamasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
***
Sanığın bir şahısla birlikte bankadan para çeken mağduru takibe aldığı, mağdurun içerisinde 276.000,00 TL para olan poşetle çıkması üzerine sanığın kimliği belirsiz suç ortağının kullandığı siyah renkli BMW marka araçla takibe devam ettikleri, akabinde mağdur aracı park edip indiğinde elinde poşet ve yanında tanık M.G. ile birlikte yürürken mağdurun elindeki poşete asılarak; almaya çalıştığı, mağdurun poşeti bırakmaması üzerine araçla kaçmaya devam edip koluna vurup, sürüklemeye başladıkları, mukavemeti kırılan mağdurun bırakması üzerine, sanık ve diğer şahsın para dolu poşeti alarak kaçtıkları, sanığın bindiği ticari taksinin polis kontrolüne girmesi üzerine yanındaki 274.765,00 TL ile birlikte yakalandığı anlaşılmıştır.
Anılan açıklamalar ışığında somut olayımıza gelince; sanığın Olay ve Olgular başlığının A paragrafının 1 numaralı bendinde izah edildiği şekilde kabul edilen eyleminin, mağdurun elinde bulunan para poşetini mağdurun bırakmamasına rağmen koluna vurup, yolda sürükleyerek cebir kullanılarak alınmasının, mağdur beyanı ile sabit olduğu anlaşılmakla eyleminin nitelikli yağma suçuna oluşturduğunu kabul eden ilk derece mahkemesinin suç vasfının tayininde bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Ancak,
Yağma suçuna konu paranın önem ve değeri, meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınarak TCK’nın 61. maddesi uyarınca sanık hakkında temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerekirken yazılı şekilde alt sınırdan hüküm kurulması, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
***
5237 Sayılı Kanun’ un 150. maddesinin birinci fıkrasında, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla denildiğinde bu nitelikli hal uygulanabilmesi için; öncelikle ortada failin mağdura yönelik bir alacak hakkı bulunması, alacağın hukuken korunan ve geçerli hukuki ilişkiye dayanması, yağma eyleminin de hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla işlenmesi gerekir.
Bu hak hukuki ilişki kurulunca; kurulan hukuki ilişkinin tarafı olan kimseleri kapsar ve onlar yararlanabilir, bunun dışındaki kimseleri kapsamamaktadır.
Anılan açıklamalar ışığında somut olayımıza gelince; sanıkların katılandan hukuki bir ilişkiye dayanan alacaklarının bulunmadığı gerek katılanın beyanları gerekse sanık savunmaları ile sabit olduğu anlaşılmakla sanığın eyleminin nitelikli yağmaya teşebbüs suçunu oluşturduğunu kabul eden ilk derece mahkemesinin suç vasfının tayininde bir isabetsizlik görülmediğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Yağma suçu ekonomik nitelikteki suçlar arasında yer alıp işin niteliği gereği faydalanma amacını taşıması gerekir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; katılanın beyanı, tanık beyanı ve sanıkların kısmî ikrarları karşısında, sanığın eyleminin sabit olduğu belirlendiğinden, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Zamanaşımı Süresinin Dolduğuna Yönelik
Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 Sayılı Kanun’un 149. maddesinin birinci fıkrasının (c) ve (d) bentleri uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66. maddesinin birinci fıkrası ile 67. maddesinin dördüncü fıkrası gereği 22 yıl 6 aylık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü ve bu sürenin dolmadığı anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
